Genç, eğitimli ve kentli bir kadının gelenek ve törelere karşı duruşu, zaman zaman masalsı, ama çok akıcı bir dille anlatılmış.
Masalsı yanına rağmen, kitabın sonundaki ”Hayal Ürünüdür” yazısına kadar, gerçek bir yaşam öyküsü olduğuna inanıyorsunuz.
Çok hoş sürükleyici ve bağlayıcı.
Dünya basını, Mustafa Kemal Paşa’nın kadın hakları savunucusu ve peçe takmayan eşi Latife Hanım’ı Türkiye’deki değşimin habercisi olarak adım adım izledi.
Evlilikleri bitince, Latife Hanım’ın entellektüel ve siyasi kimliği yok sayıldı, Cumhuriyet’in kuruluşuna yaptığı katkılar unutuldu.
Latife Hanım’ı gölgeleyen perde kaldırıldığında hem bir mücadele kadınıyla hem de bambaşka bir Mustafa Kemal ile karşılaşacaksınız.Karısıyla siyasi tartışmalara giren, ” Hanım bize bir Çaykovski çal!” diyen, boşandıktan sonra eski eşinin evine güller gönderen Mustafa Kemal’le.
Cumhuriyet’in kuruluş dönemine ait pek çok yeni bilgiyi de içeren bu kitap, aynı zamanda ölünceye kadar sürmüş bir aşkın da hikayesi.
Suçu önlemek için suçluyu yakalamanın, adaleti sağlamak için yasayı uygulamanın hiç bir işe yaramadığını elinizde ki bu kitap ile öğreneceksiniz.
Siyah Süt, cesur, şaşırtıcı, tılsımlı bir roman: Bunca kötülüğün ortasında , bize umut veriyor Elif Şafak, dayanabilmek, direnebilmek ve sonra hayata, bir mucize gibi, yeniden başlayabilmek için.
Baba ve Piç, İstanbul-San Francisco hattında gidip geliyor: Müslüman-Türk Kazancı ailesiyle Ermeni asıllı Amerikalı Çakmakçıyanların 90 yıla yayılan öyküleri iç içe. Kederli bir geçmişi tamamen unutmak mı daha doğru, geçmiş bilincini beraberinde taşımak mı? Diğer yandan bir kadınlar romanı Baba ve Piç: Erkeklerin apansız ve açıklamasız ölüverdiği, geriye hep kadınların kaldığı bir sülaleden dört kuşak kadın hikayesi. Anneannelerin, ciciannelerin, teyzelerin hafızalarıyla can bulan bu romanı çok severek okuyocaksınız.
Cumhuriyet Türkiye’sini ilk kadın seramik sanatçısı Füreya Korel’in hayat hikayesi Füreya, aynı zamanda bir dönem romanı.
Son Osmanlı paşalarından Fazıl Reşat’ın kızı Selva ile, aşık olduğu Musevi genci Rafael, evlenmelerine karşı çıkan aileleri tarafından dışlanınca Fransa’ya giderler. Ancak burada da huzur bulamayacak, İkinci Dünya Savaşı’nın başlaması ile, bu kez de Hitler’in ağına takılacaklardır. Etraflaını saran Nazi çemberi iyice daralırken, her an tutuklanıp kamplara yollanma korkusuyla yaşamaktadırlar…
İşte tam o yıllarda Türkiye, savaşın ateşine bulaşmadan, Almanlarla Müttefikler arasında gerili inve ipte, bir cambaz maharetiyle yürümeye çalışmaktadır…
Ayşe Kulin bu yeni romanında, hem ülkeyi savaşınortasından başarıyla geçiren bu kadronun hem de Selva ve Rafael’in zor aşkının peşine düşerek, İstanbul’dan Marsilya’ya, Ankara’dan Kahire’ye kadar uzanırken, kendi canları pahasına yüzlerce Yahudi’yi Nazi kıyımından kurtaran Türk diplomatlarının kahramanlıklarınıda gün ışığına çıkarıyor…
Nefes Nefese, yazaru-ın diğer yapıtları gibi nefes nefese okuyacağınız, gerçek olaylarla örülmüş bir yakın tarih, aşk ve kaçış romanı….
Hayatımda herkesten ve her şeyden fazla sevdiği erkekten kaçarak Güneydoğu’nun dağlarında uluslararası bir araştırma gurubuna katılan bir kadın.Bir daha hiç kimseyi o kadını sevdiği gibi sevemeyeceğini bilmesine rağmen ruhundaki zaafları saklamak için yaptığı vahşice hatalarla karşısındakini yaralayan bir adam.
Gerçek aşkın korkunç ağırlığını taşıyamayarak bir köprü gibi çöküp iki kıyısında iki insanı çaresiz bırakan bir ilişki.
Affetmelerine izin vermediği için kendi hafızalarından bile nefret etmelerine rağmen affetmeyi beceremeyen insanların içine hapsoldukları bir yalnızlık.İki insanın bütün zekalarını kullanarak öldürmek için uğraştıkları ve her yediği darbeyle biraz daha hastalanarak güçlenen tutku.
Kutsal Mezopotamya ovasının eteklerinde yükselen dağlarda süren tehditkar bir hayat.
Töreler uygulanırken kararları erkeklerden oluşturulan aile
meclisleri alır, infazları erkekler yapar… Töre genç kızları
öldürür, anaları ise yaralar… Kadınlar şiddetin hem önünde
hem arkasında mağdur olarak bekletilir!
Arkada bekleyen kadınlar analardır…
Onlar, çocukları gözlerinin önünde öldürüldüğünde karşı
gelemez, direnemez ve ağlamaktan başka hiçbir şey
yapamazlar.
Çünkü namlular kızların kafasındayken bağnaz gelenekler
Demokles�in kılıcı gibi her zaman anaların boynundadır!
Her töre cinayetinde genç kızların kanları, anaların acısına
karışır… Bu kitap kanları dökülen kızlarla gözyaşları
akıtılan anaların kitabıdır… Her töresel ölümün öncesinde
kurbanlara, bir ihtimal son sözleri sorulduğunda, hepsinin
söyleyeceği bir tek şey vardır:
�Söyleyin anama ağlamasın.�
Her caddesinde, her sokağında bir-iki gazete ve dergi idarehanesinin bulunduğu Cağaloğlu ve onun kucağındaki Babıâli artık yok. Gazetecilerin iç içe yaşadığı bölgede şimdi halıcılar, hediyelik eşya satıcıları, kafeler var. Boyunlarındaki fotoğraf makineleriyle
Hızlı yürüyen, koşan gazetecilerin yerini, turist rehberleri aldı. Babıâli, yaşlı belleklerde bir hâtıra olarak kaldı. Gençler ise, bu hatıralardan da habersiz.Ne Kadircan Kaflı, ne Ahmet Kabaklı, ne Necip Fazıl, ne Burhan Felek, Ne Abdi İpekçi, ne Ethem İzzet, ne Şahap Ayhan, ne Ref’i Cevat, ne Peyami Safa kaldı. O sokaklarda, şimdi gürültücü turistler geziyor.Bu renkli âlemin son yıllarını doya doya yaşamış biri olarak, ünlü-ünsüz, ama gazeteciliğe ömür vermiş insanların bir kısmını, yakından tanımak imkânını bulduklarımızı, hiç değilse bir süre olsun hatıralarda yaşatmak istedik.50. yılını doldurmak üzere olduğumuz meslek hayatımızın bize yüklediği bir borç telakki ettik bunu. Türk basınına, Türk Kültürüne hizmet etmiş o güzel, o renkli insanları, küçük anekdotlarla da olsa, tanımayanlara anlatmak istedik.
Unutulmalarına gönlümüz razı değil.
(Tanıtım Yazısından)
Yaşamımızın değerini neden hastalandığımızda ya da ölümcül bir kazadan kurtulduğumuzda anlarız? Aldığımız her nefes yaşadığımızın ve varolduğumuzun kanıtıdır. Her saniye kendimize ve yaşamımıza birşeyler katmalıyız. Mesela anne, babamıza veya diğer sevdiklerimize en son ne zaman seni seviyorum dedik? Eğer bunu söyleyeli çok uzun zaman olduysa onlara sarılıp, uzaktalarsa telefonla sevgimizi söylemeliyiz. Zaman o kadar kısa ve değerli ki bunu yapmaya bir daha fırsat bulamayabiliriz.
Belkıs Akkın Alp // Editör
Sorularınız için:
belkis@hersaniyedegerlidir.com
Son Yorumlar